9 Haziran 2012 Cumartesi

EURO 2012'nin başlangıcı bile yetti

12 Mayıs 2012, cumartesi günü oynanan son maçla birlikte Spor Toto Süper Lig'in berbat ortamından bir süreliğine kurtulduk. Bugüne kadar da o günlerin etkisinden kendi çabamızlar kurtulduk. En nihayetinde belki de Allah'ın sevdiği kulları olduğumuz için EURO 2012'ye kavuştuk. Daha önce de bunu yazmıştım ama bir kez daha yazmak istiyorum; iyi ki bu turnuvada Türkiye yok. Eğer Milliler Polonya veya Ukrayna'da olsaydı içimizdeki felaket tellallarının senaryoları yüzünden yine keyif alamayacaktık. Yine bir güruh kendi futbolcularını ıslıklayacaktı, yine futbolu seven sevmeyen ahkam kesecekti. Çok şükür Türkiye yok ve bu sorun ortadan kalktı bu turnuvada.

Pek de ilgi çekici olmayan A Grubu bile bize öyle bir keyif yaşattı ki futbolu özlediğimizi tekrar yüzümüze vurdu. Genel tabloya bakıldığı zaman güçlerin aşağı yukarı denk olduğu ama futbolcu kalitesi olarak diğer takımlarla kıyaslanamayacak takımlardan oluşan grup harikulade başladı. Turnuvanın açılış maçında, Polonya ev sahibi olmanın etkisiyle saldırdı da saldırdı. Üstüne bir de hakemin birkaç kıyağı da eklenince bir süre oyun olarak çok üst düzey gözüktü. Rakipleri Yunanistan ise EURO 2004'ten farklı olarak 11 kişi kale ağzında takılmadı. Onlar da seyirci, hakem, skor ve sahadaki sayılarına rağmen oyunu orta sahada tuttu. Samaras'ın sistem kaynaklı verimsizliği  de Salpingis'in girmesiyle birlikte aşılınca Yunanistan ikinci yarıda golü buldu. Üstüne bir de penaltı kazandı ama 35'lik tecrübe Karagounis kötü sayılabilecek bir vuruşla bu şansı tepti. Bu dakikadan sonra sayı olarak da 10'a 10 devam eden maç 1 - 1 sona erdi.

Polonya - Yunanistan maçında sahanın en kötü ismi ise İspanyol hakem Carlos Velasco Carballo oldu. İspanyol'un performansı, 2010 Dünya Kupası final maçında Howard Webb'in sonuca etki etmesi sonrası, EURO 2012'nin de hakem performansı açısından pek parlak olmayacağının göstergesi gibiydi.

Bu maçın ardından Rusya ve Çek Cumhuriyeti grubun ve turnuvanın ikinci maçında sahaya çıktılar. Rusya'nın kadrosu kağıt üzerinde daha iyi gibiydi. Yalnız Çek'ler de ne zaman Avrupa Şampiyonası'na katılsa iyi sonuçlar alan bir ekip. O yüzden yine sonucu kestirilemeyecek bir maç olacağı belliydi ama göze hitap eden bir maç olup olmayacağına dair şüphelerim vardı. Maçı da biraz önce bahsettiğim Howard Webb'in yönetmesi az da olsa ironikti.

Maçın henüz 15. dakikasında Rusya'nın gol bulması maçın fena geçmeyeceğine dair bir ipucu verdi. Bir tarafta Arshavin'in, diğer tarafta Rosicky'nin rakip defansların arasına bırakmaya çalıştıkları ara paslar da maçın kalitesini bariz bir şekilde arttırdı. Fakat ilk yarıda iki kez gülen taraf Arshavin'in takımı oldu. İkinci yarıya şık bir pasın sonunda atılan golle başlayan Çek Cumhuriyeti, Kerzhakov'a öyle şanslar verdi ki bir an Çek defansında sadece hayaletlerin olduğunu düşündüm. Onlar adına belki de mutlu olunacak tek taraf Kerzhakov'un ciddi anlamda becereksiz olmasıydı. Sonunda Advocaat da bu mutluluğa darbe vurup oyuna Pavlyuchenko'yu sokunca Rusya iyice rahatladı ve iki kez daha sevindi. Rusya'nın 4 - 1 kazandığı maçta Howard Webb yine garip hatalar yapsa da sonuca etki edemedi.

Sahada Rusya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin oyuncuları olunca tribündeki güzellik seviyesi de kuşkusuz  biraz daha yukarılara tırmandı. Bu performansın Ukrayna - İsveç maçında aşılması da en büyük  dileklerimizden bir tanesi. Önümüzdeki günlerde ve turlarda çıtanın yükselmesi dileğiyle...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönderme