26 Şubat 2011 Cumartesi

Galatasaray-İstanbul BŞB Maçı Ve Akılda Kalanlar

Maçta akılda kalan tek saniye Lig Tv kameralarının Boz Baykuşların arasına yöneldiği saniyelerdir. Daha önce de bu adamların çok ses getireceklerini söylemiştim. Buram buram bütün ülkeye yayılmak üzere zaten ünleri.

Lehlerine verilen penaltı sonrası açılan pankart, kaynak Donanımhaber'dir. 


Fenerbahçe Kötü Ama Galip















Futbol olarak ilk 10-15 dakika hariç pek bir şey oynamadı Fenerbahçe. Sürekli oyunu rölantide tuttular, sürekli topa sahip olup, pas yaptılar ama ilk dakikada yaşanan karambol dışında pozisyon hatırlamıyorum. Aslında böyle oynamak kazandıktan sonra mantıklı geliyor. Nispeten zorluk derecesi düşük olan bir maçta oyunu ağırdan almak  hem sakatlık riskini azaltacaktı, hem de oyuncuları fazla hırpalamayacaktı.

Oyuncu bazında da sahadan Volkan, Alex ve diğerleri vardı. Alex gerçekten şu gözlerin görebileceği en büyük futbol üstatlarından biri. 34 yaşındaki bu adam sahanın her boş alanında vardı. Topu ayağına aldığı zaman Alex'e laf söyleyebilecek insan zaten tanımıyorum ben. Yalnız maçın sonunda Özer'e kafasıyla verdiği pas gerçekten muazzamdı. Keşke asist olsaydı ama Özer vuramadı.

Hazır Özer demişken Özer'in yeteneğini boşa harcadığını düşündüğümü de söyleyeyim. Çok ağır sakatlıklar geçirdi ama Özer'in bir kondisyon sorunu yok. Yani sakatlıklar onu fiziksel açıdan pek etkilememiş gibi. Ama adeta yetenekleri körelmiş. Aldığı 10 topunda 9'unu kaybetti. Hiç adam geçemedi. Halbuki bizim Youtube video'larından takip ettiğimiz Özer olsaydı bugün girdikten sonra her türlü yazardı golünü. Maalesef ki Youtube'un ne kadar subjektif bir mecra olduğunun kanıtıdır Özer Hurmacı.

Bir de Stoch'un oynamama nedenini artık merak etmeye başladım. Dia kesinlikle şu an ilk 11'de oynamalı, buna karşı çıkacak insan zaten çok azdır ama 60. dakikada oyundan çıkan Dia'nın yerine Özer değil, kesinlikle Stoch girmeli. Muhtemelen Aykut Kocaman'la bir sorunu var ve Aykut Kocaman yine bu sorunu kendi ilkel yöntemleriyle çözmeye çalışıyor. Birisi hocaya 21 yaşındaki bir çocukla kavga etmemesi ve onu takıma geri kazandırması gerektiğini mutlaka anlatmalı. Yoksa çocuğun  morali gittikçe sıfırlanmaya başlıyor görünüşe göre ve ihtiyacımız olduğunda da pek verim alamayız bu gidişle.

Son olarak Kasımpaşa'nın kesinlikle ligden düşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bana göre bu kadar kötü oynayan ve zaten 91. dakika itibariyle 83 top kaybı yapan Fenerbahçe'ye karşı orta sahası helva gibi olan bir takım Süper Lig'de barınamaz. Geçen hafta fena değiller demiştim kendi kendime ama bu hafta anladım neden 18. sırada olduklarını.

25 Şubat 2011 Cuma

Başarılar Semih Erden












Semih Erden bir anda NBA'in şampiyonluk adaylarından olan Boston'dan ayrılmak zorunda kaldı ve diğer çaylak Luke Harangody ile birlikte Lebron James'ten sonra belini doğrultamayan Cleveland yollarına düştü.

Semih'i bu hamle nasıl etkiledi bilmiyorum ama beni üzdü biraz. Hele ki Boston'da fena süreler almıyorken sadece 2. tur draft hakkı karşılığında gözden çıkarılması kötü oldu. Belki Cleveland'da daha fazla süreler alabilir ama ilk sezonunda şampiyonluk tatmak da vardı işin ucunda. Umarım Harangody ile girdiği mğcadeleyi burada da kazanır ve yine onun önünde yer alır.

Cleveland ayrıca benim çocukluk kahramanım sakallı Baron Davis'i de Mo Williams karşılığında kadrosuna kattı. Eğer artık yaşının yavaş yavaş geçtiğini farkedip, biraz daha takımı oynatma isteğinde olursa yeni takımı için iyi bir tercih olmuş olur aslında. Ayrıca takımın en önemli bölgesinde bir kan değişikliğine de çok fazla ihtiyaç vardı Cleveland Cavaliers'ta.

Bu arada Boston'ın diğer uzunu Perkins'i ve oyun kurucusu Nate Robinson'ı Nenad Krstic ve Jeff Green  karşılığında Oklohama'ya verdi. . Bu takasta da Nate Robinson'ı elden çıkardıkları için karlı olduklarını söylemek lazım. Tabi Nenad Krstic'i de kadrolarına katmaları iyice güçlendirdi onları.

24 Şubat 2011 Perşembe

Olympiakos Büyük Takım Maalesef















Eğer sen böyle büyük bir takımın önünde 12 sayı fark yakaladıysan, sonrasında da maçı 15 sayı farkla kaybettiysen bir düşünmen lazım. Olympiakos 12 sayı gerideyken oyunu hızlandırıyor, karşılığında biz daha hızlı oynuyoruz. Emir 15 saniye kala 2 üçlük kullanıyor ve adamlar bize yetişiyor. Halbuki ne gerek var, onlar hızlandırıyorsa, sen sete çevir oyunu. Ama işte bunun da tecrübesizlik maalesef.

Yalnız her kaybedilen maçtan sonra bütün sorumluluğu uzunlara yüklemek bana artık acımasızlık olarak gelmeye başladı. Sean May oyundaysa ve 5 sayı farkla geriye düştüysek kesin sorumlu Sean May oluyor bu takımda. Sean May yoksa ve biz yine geriye düştüysek bu sefer sahada uzunlardan kim varsa hemen yükü bindiriyoruz omuzlarına.

Aslında ön yargısız izlesek maçları iki oyun kurucumuzun toplam 8 tane hatalı yürüme yaptığını görürüz. 8 tane hatalı yürümenin dışında da benim hatırladığım iki oyun kurucunun da birer pas hatası var. Yani topu en iyi kullanması gereken iki adamımız 10 hücumu boşa harcamışlar. Geri kalan hücumlarında %70'inde zaten içerideki adamı kullanmak akıllarına bile gelmedi. İçeride uzun pozisyon almaya çalışıyor ama pas veren yok. Sonunda dayanamayıp dışarıya çıkıyor ve topu elinde buluyor. Haliyle o da pas vermek durumunda kalıyor ve dış atış girerse girdi, girmezse ribaundu da alamıyoruz zaten.

Hücumda durum böyleyken savunmada da farklı değil. Orada da günah keçileri uzunlar. Aman bir ribaund vermesinler rakibe, hemen göze batıyor. İyi de 3. periyotta Kinsey'in yaptığı müthiş savunma ve Marko Tomas'ın maç başından sonuna kadar yaptığı dengeli savunma haricinde hangi kısa muhteşem bir kilit vurdu ki rakibine? 

Bir de hakemler var tabi. ULEB Euroleague gibi bir mükemmel bir organizasyonu ciddi anlamda harcıyor. Bir Yunan lobisi, bir İspanyol lobisi uğruna artık hiç güvenmiyorum bu organizasyona. Sadece çok iyi oynamak veya tribünde çok iyi atmosfer yaratmak yetmiyor. Eğer bir lobiniz yoksa Euroleague'de başarı çok zor. Diğer organizasyonlarda da var bu lobi faaliyetleri, adam kayırmalar ama Euroleague'de gerçekten mide bulandırıcı düzeyde. Geçen hafta Yunan hakem Olympiakos maçı öncesi Fenerbahçe'yi param parça ediyor, ertesi hafta sopayı eline iki Yunan, bir de İtalyan alıyor.

Pozisyonları tekrar incelemek için sakin kafayla tekrar izlemek lazım ama en az 5 tane yanlış karardan da eminim zaten. Maalesef bu hataların bir çoğu da maçın kırılma anına denk geldiği için hem hakemlere karşı hem de Olympiakos gibi iyi bir takıma karşı mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

Ve artık Valencia maçı da büyük önem kazandı. Ya çıkıyoruz, ya kalıyoruz. Ama eğer F8 göremezsek bu sezon çok üzülürüm. Sezon başından beri oynanan basketbolun ve verilen emeğin hakkı olarak mutlaka bir üst tura çıkmalıyız. İnşallah kendi basit hatalarımızı yapmayıp hakemin devreye girmesine çanak tutmayız İspanya deplasmanında.

21 Şubat 2011 Pazartesi

www.comebackdiana.com




















Hacettepe'nin doping skandalından sonra Fenerbahçe taraftarı böyle bir site kurdu. Site çok fazla da destek aldı. Öyle ki Alex dahi bu siteyi twitter hesabından bir kaç kez paylaştı. Yani Fenerbahçe taraftarı Diana Taurasi'yi çok özledi ve geri istiyor.

Yalnız ben bu siteye bir türlü yorum yazamadım. Siteyi açıyorum, yazımı yazıyorum ama gönder butonuna tıklayamıyorum. Garip bir utanç var üstümde. İçim deli gibi geri dönmesini istiyor ama bir yerde duruyorum. Çünkü Dee gittiğinden beri bu ülkede hiçbir şey değişmedi. 

Skandalı duyurup, zaten hepsi inkar eden diyen Türkiye Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı Turgay Atasü beyefendi hala sıcak koltuğunda oturuyor ve testler tekrar incelenmeli diyerek hala Dee'nin suçlu olabileceğine ihtimal veriyor.

Skandalın baş sorumlularından ve daha önce "kurumumuza güvenim %100" diyen Hacettepe üniversitesinin rektörü Uğur Erdener'de sadece pardon diyor ve "Doping Kontrol Merkezi"nin kapatılmamasını temenni ediyor. Yani biz bu hataları yeniden tekrar ederiz çünkü testlerden sadece 225 lira alıyoruz demek istiyor muhtemelen. Tabi ki en ufak bir istifa emaresi yok sayın rektörde de.

Şimdi sorumluların hiçbir bedel ödemediği, hatta ve hatta Turgay Atasü'nün hala Taurasi'ye ceza verme heyecanıyla yanıp tutuştuğu bir ülkeye ben bu oyuncumuzu çağıramıyorum. Belki benim yaptığım yanlış ama eğer Taurasi'ye "Come Back" dersem kesinlikle içim rahat etmeyecek. En iyisi bende buradan haykırayım "Come Back Diana Taurasi" diye.

4 Şubat 2011 Cuma

Heyecanlandım Bak Şimdi















Cenk Tosun diye top ayağına yakışan, ne yaptığını bilen ve son vuruşları düzgün bir forvet çıktı bugün ortaya. 1991 Almanya doğumlu, daha önce Almanya U-21Milli Takımının formasını giymiş. Bu sezona da Eintracht Frankfurt'ta başlamış genç bir forvet. Top ayağına ilk geldiğinde hem beni, hem çevremdekileri heyecanlandıran bir forvet.

Sezon ortasında adı Galatasaray'la geçince istem dışı "biz neden bulamıyoruz böyle adamları" demiştim ama sadece laf olsun diyeydi. Daha önce izlemişliğim, bilmişliğim yoktu kendisini.

Zaten Cenk'te Galatasaray'ı seçmeyip, Gaziantep'i seçti. Belki de en doğru kararı verdi. Önce pişmesi gerektiğini ve bunu biraz daha orta sınıf bir takımda yapmaya çalıştı.

Bugün de Galatasaray'a karşı oynadı ve tüm Türkiye'ye kendini gösterdi. Daha ilk maçından şişirmeye de gerek yok 1991 doğumlu bir futbolcuyu ama ciddi anlamda kaliteli bir kumaşı olduğunu gösterdi.

Tabi bu kumaştan bir çok adamda vardı. Antalyaspor'da oynayan Ali Bilgin'in bile kumaşı vardı ama büyük takım ve büyük şehrin havasını soluyunca kumaş bile kurtaramadı. Eğer Cenk Tosun iyi yerlere gelmek istiyorsa her zaman böyle oynasın, maç seçmesin ve ben oldum demesin. Allah'ın verdiği yeteneği heba etmesin.

Ne demiş Gökmen Özdenak, "Allah'ın verdiği yeteneği kullanmamak, Allah'ı inkar etmektir." Yani sen sen ol Gökmen Özdenak gibi bir duayenin bu sözlerini aklından çıkartma. Yolun başında işi sıkı tut.

3 Şubat 2011 Perşembe

Kazanma Alışkanlığımız Sayesinde













Sezon başından beri Koç Spahija'nın bize kazandırdığı en önemli özelliklerinden biri de "kazanma alışkanlığı" bana göre. Çok kötü oynuyoruz, savunmada aksıyoruz, hücumda düşük yüzdeyle oynuyoruz, ribaund veriyoruz, basit top kayıpları yapıyoruz, serbest atışları sokamıyoruz ama bir şekilde kazanıyoruz.

Bugün serbest atışlarda adeta yerlerde süründük. Hatta ilk ve tek 2'de 2 Emir Preldziç'ten geldi ki maçın bitimine sadece 2 dakika kalmıştı. Zalgiris'te bunu kullanmaya çalıştı zaten maç boyunca.

Zorlanmamızın en büyük sebeplerinden biri serbest atış yüzdemizin kötü olmasıydı ama diğer önemli sebep de sakatlıklar yüzünden rotasyonun daralmasıydı. Engin'i zaten hiç kullanamadık, daha sonra yanına Vidmar'ı da ekledik. Bu iki oyuncudan uzun süredir faydalanamadığımız için ikisini dışarıda tutuyorum. Ama Kinsey ve Kaya'nın sakatlıkları, Ömer Onan'ın hastalığı çok fazla belimizi büktü.

Bu 3 oyuncunun da savunmayı toparladığını düşünürsek bu hafta yediğimiz 72 sayı gayet normal. Önemli olan aksaklıklara rağmen bulduğumuz 80 sayıdır.

Emeği geçen ve bizleri mutlu etmeye devam eden herkese teşekkür ederim.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Seni Küçümsüyoruz Zalgiris Kaunas




















Evet, Litvanya gibi basketbol ekolü bir ülkenin takımı olabilirsiniz, lakin Lietuvos Rytas takımı da öyleydi. Geçen sene bizi yenmiş ve Top 16 umutlarımızı suya dökmüş de olabilirsiniz. Ama bu sene farklı bir Fenerbahçe var karşınızda efendiler.

Koçunuz "Korkmuyoruz" demiş. Sadece eksiklerden yakınmış ki onlar da çok önemli eksiklikler gibi durmuyor. Hele ki bizde Vidmar yokken, Kinsey yokken sizin eksikleriniz afedersiniz ama devede kulak.

Yalnız korkmamanız işimize gelir. Çıkın sahaya ve oynayın. Sahada 5 oyuncu+bench ve tribünde 16000 Fenerbahçe taraftarı ile bu maçı kazanacağız ve liderlik için avantajı ele geçireceğiz.

İtalyan hakem Luigi Lamonica'da sabıkalı ama varsın olsun. Bu sefer en belalı İspanyol gelse dahi baş koyduk bu yola.

Kesinlikle yarın Zalgiris Kaunas'a geçen seneki Fenerbahçe olmadığımızı göstereceğiz, sonra bu grubu lider bitireceğiz, bir sonraki aşamada Efes Pilsen'i bekleyeceğiz ve son olarak Final Four'da Barcelona'da olacağız.

Bu inancın ve heyecanın önüne Zalgiris set koyamaz.