4 Eylül 2010 Cumartesi

90'lı Yıllardaki Dünya Futbolunu İstiyorum




















90 doğumlu olduğum için bu dönemlerdeki futbolu canlı izlemem imkansızdı zaten ama teknoloji sağolsun imkansızı ayağımıza getirmeye çok meraklı. Bende bu teknolojinin nimetlerinden faydalanıp o yıllara ait maçları bulup izliyorum. Çok da keyifli oluyor. Hele ki arkadaş ortamında kimsenin bilmediği bir oyuncudan bahsetmek tamamen ego fırlamasına yol açan bir şey.

Aslında ben futbolla doğdum diyebilirim. Bilinçsizde olsa babam tarafından maçlara götürüldüm. Zaten o yıllarda maçlar açık kanalda olduğu içinde televizyondan bir çok maçı babamla izleyebiliyorduk. Dediğim gibi bunlar pek bilinçli değildi, ta ki 98 Dünya Kupası'na kadar. Orası benim için milattır ve o günden beri de futbolu bilinçli bir şekilde izlerim. Tabi ki Michael Owen'ı, Ronaldo'yu, Zidane'ı, Barthez'i hatırladıkça o günlerde oynanan futbolu da özlerim.

Biraz daha konuya dönersek dün Liverpool-Newcastle maçı seyrettim. Açıkçası son 5 senedir öyle bir maç izlemedim. Belki hatırlayanlar olur 95-96 sezonunda 4-3 Liverpool'un üstünlüğüyle biten bir maçtı bu. Goller, paslar, rakibe kaymalar, hakemin sertliğe toleranslı oluşu vesaire her şey mükemmeldi. O maçta yapılıp da sarı kartla bile cezalandırılmayan hareket, bugünün şartlarında kırmızı kartla cezalandırılırdı.

Maalesef futboldaki bu bozulmanın ana sebebi endüstriyelleşme oldu. Hakemler futbolcuları korumaya başladı. Futbolcular sponsorluk anlaşmaları yüzünden kendilerini saha içinde disiplin altına almaya başladılar. Kulüpler yüklü bonservis ödedikleri futbolculara bir şey olmasın diye yumuşak futbol oynanmasını istediler ve sonuç olarak günümüz futbolu ortaya çıktı.

Halbuki şimdi 90'lı yıllarda olduğu gibi amatör ruhla oynanan oyun olsa o zamanlardan daha güzel maçlar izleriz. Çünkü artık takımların güçleri daha dengeli. Her takım birbirini yenebiliyor. Bunun yanında birde sertlik ve tolerans olsa futbol tadından yenmez ama bunun için çok geç herhalde artık.

2 Eylül 2010 Perşembe

Rakibimiz Fransa

Dünya Basketbol Şampiyonası'nda Milli Takımımız grubunda 5'te 5 yaparak grup lideri oldu. Açıkçası Fildişi ve Çin maçlarını dikkate almazsak, özellikle Rusya ve Yunanistan maçlarında gerçekten iyi oynadık. Sadece Porto Riko maçında biraz sıkıntı yaşadık. Orada da maalesef Tanjevic'in oyuna müdahalede yetersiz kalmasından dolayı bir sıkıntı yaşandı. Halbuki oyun sıkıştığı anlarda alınacak molalarla ya da Cenk Akyol ve Sinan Güler hamleleriyle daha rahat bir şekilde kazanabilirdik. Gerçi yine de kazanmayı bilmek de önemli birşeydir.

Geçtiğimiz turnuvalara bakılınca yapılan en iyi iş ise oyuncuların dinlendirilmesi oldu. Özellikle son Avrupa Şampiyonası'nda bunun acısını çok fena çekmiştik. İlk 6 maç fırtına gibi estikten sonra kalan tüm maçlarımızı yorgun olmamız yüzünden kaybetmiştik. Tahmin ediyorum ki burada aynı şey yaşanmayacak. Halihazırda Ömer Onan, Kerem Tunçeri, Kerem Gönlüm, Ersan İlyasova ve ilk periyot haricinde Hidayet Türkoğlu son maçta dinlendirildiler. Bu konuda Tanjevic'i tebrik ediyorum. Kesinlikle önemli dersler çıkarmış.

Şimdi ise rakibimiz Fransa. Fransa aslında her zaman iş yapabilecek bir basketbol ülkesi ama İzmir'de canlı seyrettiğim Fransa sanki biraz geçiş aşamasında gibi. Tony Parker'dan sonra kesinlikle oyun kurucu eksikliği yaşıyorlar. Dış adamları da çok etkili değiller. Kaldı ki bizim hırçın alan savunmamız devreye girerse iyice stres olup fazlaca atış kaçıracaklar.

En büyük özellikleri ise her zaman ki Fransa milli takımı özelliği. 5 numara oynayan oyuncuları bile atletik adamlar. Çok seri bir şekilde yarı sahamızı geçebilirler, hem de oyun kurucu eksikliklerine rağmen. Yalnız bu özelliklerinden de eskisi kadar korkmamamız gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta bizde artık geriye hızlı koşan bir takımız. Hele ki Ender, Ömer ve Sinan aynı anda sahada oldukları zaman enerji ve agresifliğimiz tavan yapıyor. Bu oyuncularla birlikte bizimde atletik bir takıma dönüştüğümüz düşünülürse Fransa'yı zorlanmadan geçeriz.

Artık iş oyuncularımıza, kenar yönetimine ve İstanbul seyircisine kalıyor. Hepsine ayrı ayrı başarılar diliyorum.