27 Şubat 2010 Cumartesi

Sıra Geldi Hakemlere






























Evet sıra geldi saha içindeki adalet dağıtıcılarına. Adalet dağıtıcıları dedik ama bu hafta Avrupa Ligi maçlarını yöneten hakemlerin pek adalet dağıttıklarından bahsedemeyiz. Galatasaray maçını tam izleyemedim ama tartışılan veya tartışılması gereksiz olan penaltı pozisyonunu süzemeyen bir hakem varmış sahada. Nitekim bu maçın özetinden de anlaşılıyor.

Fenerbahçe-Lille maçının hakemi ise değişikti. Her dokunmaya faul verdi. Kartını fazla kullanmadı ki bunda oyunu sık sık küçük müdaheleler yüzünden durdurmasıydı bana göre. Yalnız bir kaç önemli yerde ufak bir temaslara çaldığı düdükler maalesef Fenerbahçe taraftarlarının yüreğini ağızlarına getirdi ve maç içinde taraftarları çileden çıkardı. Fenerbahçe turu hakem hatasıyla kaybetmedi ama hakem kesinlikle iyi bir maç yönetmedi.

Yalnız Fenerbahçe-Lille maçında Guiza'nın attığı golü iptal eden hakem mükemmel bir maç çıkardı. Hem ilk yarıda hem de ikinci yarıda verdiği kararların hepsi doğruydu. Keşke bütün yan hakemler onun gibi olsa. Radar gibiydi mübarek.

26 Şubat 2010 Cuma

Daum'u Tebrik Ediyorum



































Dün gece Şükrü Saraçoğlu Stadında önemli bir maç vardı. Taraftar ile Daum arasında oynanan bu maçı akıllıca hamleleriyle Cristoph Daum kazandı ve neden "Dahi Daum" olduğunu cümle aleme gösterdi. Bahsettiğim şey herkesin dilinde olan "lig mi, avrupa mı?" sorusu. Fenerbahçe taraftarının %99'u bu soruya "Avrupa" cevabını verir ama Daum "lig" cevabını verir. O yüzden hep Avrupa maçlarını küçümser. Basın toplantılarında Avrupa maçları için "olsa da olur, olmasa da" havasındadır. Yıllardır aynıdır Daum'un tarzı. Manu'ya karşıda aynı, R. Zaragoza'ya karşıda, Lille'e karşıda. O nedenle sırtından Avrupa gibi bir yükü kolayca attığı için tebrik ediyorum Cristoph Daum'u.

Daum yıllarca aynı vizyonsuzlukla Fenerbahçe'yi çalıştırdı ve kısa bir aradan sonra aynı vizyonsuzluğuyla Fenerbahçe'yi yeniden çalıştırmaya başladı.Çalıştırmaya başlıyor dedim ama çalıştığından bile şüpheliyim bu takımın. Sanki hafta içi hepsi devlet dairelerinde memurluk yapıyorlar da hafta sonları toplanıp halı saha maçına çıkıyor gibiler. Gerçi halı saha maçına çıkacak adamın içinde azıcık heyecan olur. Özellikle "bazı" futbolculara maçtan önce baktığımızda suratlarında bir gram bile heyecan olduğu görünmüyor. Yalnız bu soğukkanlılıktan değil de isteksizliktenmiş gibi geliyor bana. Sanırım yönetiminde maddi açıdan bir sıkıntısı var.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Daniel Guiza Sorunsalı



















Daniel Guiza İspanya'da 27 yaşında parlamış ve gol kralı olmuş bir forvet olarak geldi Türkiye'ye. Yalnız işler onun ve Fenerbahçe taraftarının umduğu gibi güzel gitmedi. Geldiği günden beri bekleneni veremeyen futbolcu olarak gösterildi. Tabi ki bunda yüksek bonservis bedeli de büyük etken oldu.

Son zamanlarda ise basın tarafından iyice taraftarın önüne atılan Guiza, sonunda taraftardan da tepki gördü ve Bursaspor maçında gözleri dolarak oyundan alındı. Guiza'yı iki gün önce hedef tahtasına oturtanlar ise şu an Fenerbahçe taraftarını eleştirmekle meşguller. İçleri rahat mı, onu bilmiyorum.

Bana göre sorun sadece Guiza'da değil, birçok oyuncuda problemler var. Birçok oyuncu performans olarak büyük düşüşte. Bunu düzeltmek ise Daum ve yönetime kalmış bir iş. Artık işinde uzman bir psikologla anlaşmalarının ve bu sorunları düzeltmenin zamanı geldi de geçiyor.

21 Şubat 2010 Pazar

Delikanlı Adammış Vesselam


















Zlatan İbrahimoviç goal.com'a açıklamalarda bulunmuş geçtiğimiz günlerde. İbo iyi futbolcudur zaten onu biliyoruz ama nedense pek kanım almazdı kendisini.

Yalnız son açıklaması hoşuma gitti. İrlanda maçında elle gol atan Henry'nin davranışının kabul edilebilir olduğunu ve kendisinin de aynı şeyi düşünmeden yapabileceğini söyledi.

Bu sözleri bana samimi geldi. Sadece takım arkadaşımdır, savunayım mantığıyla değil içinden geldiği gibi konuşmuş bence. Sonuçta Dünya Kupası 4 senede bir gerçekleşen bir organizasyon ve her futbolcu bu organizasyonda yer almak ister. Henry'de o veya bu şekilde Afrika'da yerini alacak.

İbrahimoviç'in dediği gibi o durumda kendisi de, Robin Keane'de, Messi'de, Maradona'da olabilirdi.

Trabzon-İstanbul B.Ş.B. Maçları



















Son dönemde bu iki takım bir çok kez karşılaştılar. Genelde birbirlerine karşı üstünlük sağlamakta zorlandılar. İnatçı ve dirençli iki takım görüntüsü verdiler. Gerçekten de ilginç maçlar oluyor bu iki takım arasında oynanan maçlar. İki tarafta maçı bırakmıyor. Savunma, hücum her şey yapılıyor ve neticede çok keyifli maçlar izliyoruz.

Kupada zor maçlardan sonra turu Trabzonspor atlamıştı, bugün ise 0-0'lık eşitlik maç sonuna kadar bozulmadı. Zaten 10 defa oynasalar 9 maçta 2 golden fazlası olmaz. Son üç maçlarına baktığımızda da bu çok net görünüyor.

Türkiye Kupası İlk Maçı: İ.B.B:1 - Trabzonspor:1

Türkiye Kupası İkinci Maçı: Trabzonspor:1 - İ.B.B:0

Süper Lig 23. Hafta Maçı: Trabzonspor:0 - İ.B.B:0

Görüldüğü üzere son maçlar bu şekilde. Muhtemelen bu skorlarda Trabzon'un ligin 5. haftasında Belediyespor'u 6-1 yenmesinin de payı var. Bu skordan sonra Belediyesporlu oyuncular maçlara daha fazla asılıyor olabilirler.

11 Şubat 2010 Perşembe

Sakatlık Gecesi


Bu gece şu saat itibariyle 4 sakatlık haberi gördüm.

Ashley Cole: Chelsea'li sol bek 3 ay sahalardan uzak kalacak.

Agbonlahor: Aston Villa'lı futbolcuda Aston Villa'da ki sakatlar kervanına katıldı.

Ryan Giggs: Man. United'ın 36 yaşındaki futbolcusu 4 hafta sahalardan uzak kalacak.

Sercan Yıldırım: Bursaspor'un genç yıldızı oyundan alındıktan sonra hemen hastaneye kaldırıldı ve eski sakatlığının nüksettiği belirtildi.

Halbuki Eğleniyordunuz

















Bursaspor-Fenerbahçe Türkiye Kupası çeyrek final rövanş maçı gerçekten çok çekişmeli bir mücadeleye sahne oldu. Gol, kart, penaltı, itiraz, sağlık görevlileri herşey vardı sahada.

Yalnız her zaman olduğu gibi elenmeyi kabullenemeyen taraftarlarda vardı. Maç 3-0 Bursa lehineyken şarkılar söyleyen, etrafa neşe saçan, ağızla ve elle rakibe küfür eden Bursa taraftarı, durum 3-1 olunca birden değişti ve olaylar çıktı.

Maç sonunda çıkan bu olaylardan dolayı bazı taraftarlar yaralanmış ve tabi ki statta maddi hasar meydana gelmiş.

Ne diyelim kendi takımına ve kendi arkadaşına zarar veren insanlara Allah akıl, fikir versin.

İlginç Rastlantı













Bugün Türkiye Kupası'nda iki maç vardı. Trabzon-İBB ve Galatasaray-Antalya. Bu maçlarda dikkatimi çeken rastlantı ise gole ihtiyacı olan takımların defans oyuncularının kurtarıcı olarak son dakikalarda oyuna alınmalarıydı. Öyle ki ikiside yaklaşık olarak dakikalarda alındılar oyuna.

Bahsettiğim isimlerden biri Servet diğeri ise Can Arat. İkiside eski Fenerbahçeli, ikiside Milli oyuncu. Kaderlerinin forvette kesişmesi dikkatimi çekti.

Ayrıca bir rastlantıda bu çılgınlığı deneyen iki takımda turu geçememesi oldu.

Ne bileyim bana ilginç geldi. Belki normaldir.

Üzülmemek Elde Değil
























Nistelrooy yeni takımı Hamburg ile çıktığı ilk maçta sadece 180 saniye oynayabilmiş ve maçtan sonrada kariyerimin en kısa maçıydı demiş. Maçın hakeminden, maçı biraz daha oynatmasını bile istemiş.

Bu davranışı bana pek bir sempatik ve arzulu geldi aslında. Ciddi bir sakatlıktan sonra, ilerleyen yaşına rağmen futbol oynamak istiyor. Bana kalırsa Nistelrooy bu işi başaracak ve Hamburg'un efsanelerinden olacak.

Esasında Türkiye'ye gelmek istememe nedenini de öğrenmiş olduk. Kasaplar diyarında tekrar sakatlanmak istememiş garibim.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Ey Liverpool Değiştir Bu Zihniyeti





















Football.co.uk sitesinde okuduğum habere göre Sırbistan Milli Takımının forveti Milan Jovanovic önümüzdeki yazdan itibaren Liverpool'da oynayacak.

Milan Jovanovic Standard Liege'de iyi bir futbol ortaya koymuş olabilir ama kendisi 28 yaşında ve hayatı "para"dan ibaret görüyor. Sezon ortasında bir açıklamasında " İyi bir takıma gitmekten çok, iyi para veren takıma gitmeyi düşünüyorum " demişti. Eğer Liverpool bu tarz futbolcularla başarı bekliyorsa, bu bana hayalcilik gibi geliyor.

Liverpool daha öncede bu tarz transferler yaptı. Feyenord'dan 26 yaşında Dirk Kuyt'ı aldılar, Bayer Leverkusen'den 28 yaşında Andriy Voronin'i aldılar. Hatta West Ham'dan 27 yaşında gelen Yossi Benayoun'u da bu isimlerin arasına katabiliriz.

Peki Liverpool bu transferleri neden yapıyor? Bana göre sadece günü kurtarmak için. Rakipleri 17-18 yaşında futbolcuları takır takır oynatırken Liverpool hala günü kurtarmakla meşgul olunca şampiyonluk da uzak kalıyor haliyle.

Barcelona İyice Niyetini Belli Etti
























Barcelona, Arsenal kaptanı, İspanyol Cesc Fabregas için niyetini iyice belli etmeye başladı. www.mirrorfootball.co.uk sitesinde yer alan haberde yaz döneminde Barcelona'nın Arsenal'e 40 milyon pound teklif edeceği söyleniyor. Arsenal'in pek niyeti olmasa da para konusunu düşüneceklerinden şüphem yok. Ayrıca Fabregas'ta Barca'ya gitmeye niyetli gibi.

Yalnız Fabregas'ın Barcelona'da sistemi nasıl etkileyeceği konuşulmaya başlandı. Yaya Toure gibi bir emniyet sibobunu kesip Fabregas'ı onun yerine mi monte edecek? Yoksa Iniesta'yı sola, yani Henry'nin bölgesine çekip, Fabregas-Xavi ikilisini mi oluşturacak? Birde sistemin komple değişme olasılığı var ama o olasılık üzerinde pek durmamak lazım açıkçası.

Ancelotti'de Vermiş Gazı



















Goal.com'da yer alan habere göre Chelsea teknik direktörü Carlo Ancelotti Wayne Rooney için " Şu an Rooney dünyanın en iyi oyuncusu " demiş. Bunun sadece Manchester United için değil, İngiltere Milli Takımı adına da büyük bir kazanç olduğundan bahsetmiş.

Aslında röportajda söylediklerine kesinlikle bir itirazım yok. Ancelotti'nin dediği gibi Rooney performansını hem oyun içinde hem de uzun vadede pek düşürmüyor. Hızıyla rakip defansları etkisiz hale getirior. Ancak benim itirazım "Dünya'nın en iyisi" lafına. Deseler ki Rooney dünyanın en iyi 3 oyuncusundan biri kesinlikle bir itirazım olmayacak.

9 Şubat 2010 Salı

Demek Hırsın Irkı Olmuyor
















Türk insanını en çok eleştiren, yine Türk insanıdır. Kendimizi en çok eleştirdiğimiz noktalardan biride "eğer bir ankette Türk varsa, o anketi kazanan mutlaka Türk olmalı" anlayışımızdır. Doğrusu bu durumda kesinlikle hırsımıza yenik düşüyoruz. Hakketmiş veya hakketmemiş kesinlikle umrumuzda olmuyor.

Yalnız biraz önce bunun bize ait bir özellik olmadığını çok net bir şekilde gördüm. İngiliz futbol sitesi fooball.co.uk bir anket açmış. Anketin konusu ise yine tipik bir soru. "Şu an dünyanın en iyi futbolcusu kim?"

Şıklar arasında Messi, C. Ronaldo, Rooney, Xavi ve İbrahimoviç var ve sonuç bana göre kesinlikle adil değil. Dediğim gibi hırs ön plana geçmiş.

Oy oranları ise şöyle;

Lionel Messi 36.3%
Cristiano Ronaldo 10.2%
Zlatan Ibrahimovic 1.6%
Wayne Rooney 41.6%
Xavi 1.3%
Other 9.0%

Brezilya Milli Takımı Aday Kadrosu















Brezilya Milli Takımı'nın 2 Mart'ta İrlanda ile oynayacağı hazırlık maçının kadrosu açıklandı. Bugün gazetelerde yer alan "Alex Milli Takım'a Doğru" tarzı haberlerinde şu an için gerçeği pek yansıtmadığı da ortaya çıkmış oldu.

Fenerbahçeli Andre Santos'un da alınmadığı kadroya Elano'nun alınması dikkatimi çekti. Nitekim bana göre Elano Galatasaray'da kesinlikle üst düzey bir futbol oynamıyor. Hani Manchester City'den değil de Flamengo'dan transfer edilseydi şu an kesinlikle Galatasaray formasını giymeye devam edemezdi. Ancak Dunga enteresan bir şekilde Elano'ya güvenmeye devam ediyor. Belki de Brezilya Milli Takımı için daha fazla mücadele ediyordur.

Andre Santos'un seçilmemesinin mantığını tam bilmiyorum ama yerine seçilen oyunculardan kesinlikle bir eksiği yok. Sanıyorum savunmadaki zaaflarından dolayı seçilemedi. Eğer savunmasını biraz daha geliştirirse sol kanadı kimseye bırakmaz.


KALECİLER
Julio Cesar (Inter)
Doni (Roma)

BEKLER
Maicon (Inter)
Daniel Alves (Barcelona)
Gilberto (Cruzeiro)
Michel Bastos (Lyon)

STOPERLER

Lucio (Inter)
Luisao (Benfica)
Juan (Roma)
Thiago Silva (Milan)

DEFANSİF ORTA SAHALAR
Gilberto Silva (Panathinaikos)
Felipe Melo (Juventus)
Josue (Wolfsburg)

ORTA SAHA
Kaka (Real Madrid)
Ramires (Benfica)
Elano (Galatasaray)
Julio Baptista (Roma)
Kleberson (Flamengo)

FORVETLER
Robinho (Santos)
Adriano (Flamengo)
Nilmar (Villarreal)
Luis Fabiano (Sevilla)


Aferin Kale

Küçükken hepimiz mahalle maçlarında hiçbir çıkarımız olmadan topun peşinde koşturduk. Bazen güldük, eğlendik, bazen sinirlendik, kavgalar ettik. Ancak yaşadığımız o unutulmaz anlardan pişman olmadık.

Açık söylemek gerekirse mahalle maçları çok tuhaf konuşmalara gebeydi çoğu zaman. Üç kornerin bir penaltı olduğunu iddia eden çocuklara kaleden kaleye gol yok diyenler eşlik ederdi. Tabi forvette dikilen ve sahadaki diğer çocuklardan bir-iki yaş büyük olan abinin söylediği lafı kesinlikle unutamayız.

Evet, bir an gelir ve mahalle takımının kalecisi mükemmel bir kurtarış yapar. Nihayet abiden o güzel sözler yükselir.

"Aferin Kale"

Anlaşılacağı gibi blogumun ismi bundan ibaret. Bu sözü aklıma kazıyan değerli abilerime de buradan tekrar selam gönderiyorum.