25 Haziran 2010 Cuma

Artık Uzun Uzun Yazmıyorum





















Güle güle Christoph Daum.

Biliyoruz ki "TÜRKİYE SENİN İKİNCİ VATAN".

Ama yine de bir daha görüşmemek dileğiyle.

Zaten aldığın paralar bir ömür götürür seni.

Yolun açık olsun mu olmasın mı ona karar veremesem de, tekrar güle güle diyorum.

Bir Biz Öğrenemedik




















2010 Dünya Kupası artık bize büyük takım, küçük takım ayrımının neredeyse kalmadığını gösterdi. Alınan sonuçların hiçbiri şaşırtmıyor artık izleyicileri.

Her ülke kendi çaplarına göre yıldızlarını yaratmaya başladılar. Bu yıldızları da gayet iyi sayılabilecek fiyatlara Avrupa'ya ihraç ediyorlar. Bunların arasında çok çok fazla parlayan oyuncular da var. Mesela Japon futbolcu Honda bunlardan biri. Gerçekten çok kaliteli de bir futbolcu. Zaten CSKA'da bunu önceden farkedip Hollanda'nın VVV-Venlo takımından transfer etmiş bu futbolcuyu. Bu arada Venlo'da bir Japon daha var 21 yaşında ve stoper. Milli takımda var mı yok mu bilmiyorum ama bir izlemek lazım. Belki Honda gibi sağlam bir kumaşı vardır.

Ankaragücü'nde oynayan Slovak Vittek'te Slovak milli takımının çıkardığı bir yıldız. Belki Honda kadar büyük paralar dönmeyecek bu futbolcu için ama Koller'in biraz kısasını çıkardı Slovakya. Saha içinde farkettirmese bile hemen hemen herşeyi yapıyor. Dünya Kupası boyunca Ankaragücü'nün ne kadar doğru bir iş yaptığını görmüş olduk. Tabi yanında onu besleyen Stoch, Hamsik ve Weiss'ı da göz ardı etmemek lazım.

Uzun uzun yazıp konuyu futbolcu araştırmasına çevirmek istemiyorum. Bunu yapan çok değerli blog yazarları var zaten. Benim derdim şu futbolu 72 millet öğrenmişken biz neden öğrenemiyoruz? Adam gibi basit oynamak varken neden hala bir sistem oluşturamıyoruz? Neden milyon tane yalancı yıldızımız varken, bir tane bile gerçek anlamda yıldızımız yok? Hala kendi kendine iki çalım atan adamları neden şişiriyoruz?

Benim tek umudum Guus Hiddink artık. Başka hiç bir ümidim kalmadı. İnşallah Milli Takımı baştan aşağı bir sistemle donatır ve artık kararlı bir şekilde tüm turnuvalara katılırız.



24 Haziran 2010 Perşembe

Helal Sana Gana




















Gana'yı çok takdir ediyorum. İyi mücadele ediyorlar, zevkli maçlar izlettiriyorlar, hadlerini biliyorlar. Zaten emeklerinin karşılığı olarak 2. tura da çıktılar. Şimdilik 2. tura çıkan ilk Afrika takımı oldular. Grupları da kolay lokma değildi aslında. Sırbistan ve Avustralya'nın pek eksikleri yoktu Gana'dan ama bu iki takımda evlerine döndüler.

Gana grupta 2 gol attı ve grubun en az gol atan takımı. 2'de gol yediler. Attıkları gollerin ikiside penaltıdan geldi. Aslında çok net pozisyonlara da giriyorlar maç içinde ama belki beceriksizlikten, belki heyecandan son vuruşlarda eksik kalıyorlar. O yüzden belki 4-5 golle ayrılacakları gruptan sadece 2 golle ayrılıyorlar.

Üstelik Essien gibi bir yıldızdan ayrılar ve Appiah gibi bir yıldızda yaklaşık 3 sezondur doğru düzgün top oynayamıyor. Yani neredeyse takımın en kariyerli iki oyuncusundan yoksun çıkıyorlar maçlara.

Artık 2. turda rakipleri ABD. ABD'de Gana'ya benzer şekilde iyi ve zevkli maçlar izletti bizlere buraya kadar. Şimdi ikisinden biri elenecek ama arkalarında futbolu çirkinleştirdikleri için kendilerine küfür eden futbolseverler bırakmayacaklar.

18 Haziran 2010 Cuma

İki Yüzlü Hakemler






























Bu Dünya Kupası'nda da neredeyse doğru düzgün hakem yok. Bir çoğu büyük takımları koruma kollama derdindeler.

Mesela Kuzey Kore maçında Brezilyalı oyuncuların her düşüşüne faul çaldı hakem. Kuzey Koreli garibim deli gibi uğraşıyor savunma yapmak için, sonunda da topu temiz bir şekilde alıyor, tam giderken bir düdük. Bazen kartlarda cabası oluyor. Yalnız Brezilyalı futbolcular aynı hareketi yapınca sorun yok.

Kupada Almanya'yı desteklememe rağmen aynı şey Almanya-Avustralya maçında da vardı. Cahill'in atılması skora başlı başına bir etki yapmadı ama yanlış bir karttı. Zaten daha sonra kendini haklı çıkarmak için bir kaç Avustralyalı'ya daha gereksiz sarı kartlar çıkardı. Maç içinde Alman futbolcularda o hareketlerin benzerlerini yaptılar ama hakem faul çalmaktan öteye gidemedi.

Bugünde Arjantin-Güney Kore maçında aynı şeyler. Arjantin lehine son derece gereksiz fauller verildi. Ancak maç 2-1 devam ederken Koreli bir oyuncu yerde kaldı ve atağın devamında Arjantin skoru 3-1 yaptı. Hakem görmedi demek istiyorum ama düdüğü ağzına götürüp çalamaması çok dikkatimi çekti. Yani o da anladı faul olduğunu ama Arjantin'in Messi'yle devam eden atağını kesmek istemedi.

Belki hakemlerin oyunun güzelleşmesine destek olmaları gerekir ama oyunu güzelleştirirken adaletsiz davranmaları hoş olmuyor.

15 Haziran 2010 Salı

3. Dünya Savaşı Çıkacak
















Çıkacak çıkmasına da bunun nedeni ne İsrail olacak ne Amerika. Su sorunu, petrol sorunu veya küresel ısınmada pek bir rol oynayamayacak bu savaşta.

Bu savaşın çıkmasında en büyük etken ise "vuvuzela" olacak. Dünya ikiye ayrıldı neredeyse. Bir kısım "Afrika'nın sesini zamanında susturdunuz artık onların zamanı diyor, diğer taraf "bu Afrika'nın sesi değil, uyduruk bir alet" diyor. İki tarafında haklı yönleri olduğu için ben biraz çekimser kalıyorum bu konuda.

Yalnız sabah Slovakya-Yeni Zelanda maçının öncesini izlerken Avrupalı taraftarlarında bu alete ısındıklarını gördüm. Hepsinin elinde vuvuzela vardı ve deli gibi çalıyorlardı. Belki buırada veya diğer kıtalardaki beğenmeyenlerde Afrika'da takımlarını destekliyor olsalar, ellerine birer vuvuzela alacaklardı. Sadece Afrikalılar çalıyor diye düşünmeyelim.

Yine sabah maç öncesinde maç başına gol ortalamasının 1.9 olduğunu söyledi TRT. Yani Almanya-Avustralya maçı hariç kısır bir turnuva izliyoruz. Bu turnuvanın 20 sene sonra hatırlanacak olmasında müthiş maçlar pek etkili olamayacak. Burada da iş yine vuvuzelaya düşüyor. Vuvuzela sayesinde 2010 Güney Afrika'ya dair konuşulacak bir şeyler çıktı ortaya ve 20 sene sonra Güney Afrika denildiğinde iyi veya kötü aklımıza "vuvuzela" gelecek.